Ceza Hukuku3 dk okuma

Ceza hukukunun temel ilkeleri: kanunilik ve kusur

Ceza hukuku, suç ve ceza kavramlarını inceleyen bir kamu hukuku dalıdır. Genel ceza hukuku ve özel ceza hukuku olmak üzere ikiye ayrılır; bu bölümler kısaca “ceza genel” ve “ceza özel” olarak da anılır.

Genel ve özel ceza hukuku

Genel ceza hukukunun konusu; suç kavramının maddi ve manevi unsurlarıyla tanımı, ceza hukukuna hâkim olan genel ilkeler, ceza kavramı, hukuka uygunluk nedenleri, cezayı azaltan ve ortadan kaldıran nedenler gibi bütün suçlar için geçerli olan ilke ve teorilerdir.

Özel ceza hukukunun konusu ise kanunlara göre suç sayılan eylemlerin neler olduğu, bunların kapsam ve sınırları, birbirlerinden ayrılan yönleri ve bu suçlar için öngörülen cezalardır.

Ceza hukuku geniş anlamda ceza yargılaması hukukunu da içerir; dar anlamda ise ceza yargılaması ceza hukukunun dışında kalır.

Ceza hukukunun temel ilkeleri

Ceza hukukunun en önemli iki temel ilkesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile kusur ilkesidir.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi

Bu ilke, suçun ve bunun karşılığı olan cezanın ancak kanunla belirlenebileceğini ifade eder. İlke, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alır: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu da suç tanımının belirgin ve açık biçimde kanunla yapılmasını gerektirir; belirsiz ve muğlak ifadelerle suç tanımlanamaz (nulla poena sine lege certa).

Kanunilik ilkesinin gerektirdiği bir başka şart, aleyhe olan kanunun geçmişe yürüyememesidir. İşlendiği sırada suç olmayan bir fiil nedeniyle, fiilin sonradan suç olarak düzenlenmesi gerekçesiyle kimse cezalandırılamaz (nulla poena sine lege praevia).

İlkenin bir diğer sonucu da kıyas yasağıdır. Hukukta kıyas, kanundaki bir boşluğun en benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasını ifade eder. Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtildiği üzere, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz (nulla poena sine lege stricta).

Kusur ilkesi

Kusur ilkesi, kişinin ancak kendisine yüklenebilen, isnat yeteneği bulunduğu hâlde gerçekleştirdiği fiilden dolayı cezalandırılabileceğini ifade eder. Kural olarak suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır; taksirle işlenen fiiller ise ancak kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

Bu ilkeden, yalnızca fiili bizzat işleyenin cezalandırılabileceği sonucu da çıkar. Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrası bunu şöyle ifade eder: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Başlıca suç grupları

Ceza davaları, şüpheli veya sanık sıfatıyla suçlama ile karşı karşıya kalan kişiler kadar suçtan zarar gören kişiler bakımından da önem taşır. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen başlıca suç grupları ve bunlara örnekler şunlardır:

  • Hayata karşı suçlar: kasten öldürme, taksirle öldürme.
  • Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar: kasten yaralama, taksirle yaralama.
  • Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar: cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, cinsel taciz.
  • Hürriyete karşı suçlar: tehdit, şantaj, konut dokunulmazlığının ihlali.
  • Şerefe karşı suçlar: hakaret.
  • Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar: özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi.
  • Malvarlığına karşı suçlar: hırsızlık, yağma, dolandırıcılık.
  • Kamu güvenine karşı suçlar: belgede sahtecilik, belgenin düzenlenmesinde yalan beyan.
  • Kamu barışına karşı suçlar: suçu ve suçluyu övme, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme.
  • Bilişim alanında suçlar: bilişim sistemine girme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması.
  • Kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar: zimmet, irtikâp, rüşvet, görevi kötüye kullanma.

İlgili mevzuat

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, yayın tarihindeki mevzuata göre hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz.

YazanÖndeş Avukatlık ve Arabuluculuk OfisiBüro hakkında